Bu yazıyı İstanbul’un soğuğundan biraz uzaklaşmak için yazıyorum. Umarım ada havası size de iyi gelir…

Geçtiğimiz ay uzuuun bir Bali maceram oldu. Biletleri Kasım ayında aldığımız gün Agung yanardağının dumanları tütmeye başladı, bir de muson yağmurları zamanı, dedik şahhaane bir seyahat olacak. Ama ne biliyor musunuz? Bali’ye gitmek her şeye değer. Emirates ile uçtum, gidişte aktarma Dubai’den olduğu için dönüşte birkaç gün de Dubai’de kaldım. İstanbul-Dubai’den 4 saat, Dubai’den de 9 saat gidiyorsunuz. Amerika’ya gitmeye alışkınlar için problem değil ama gittiğinizde biraz uzun kalmanız gerekiyor. 30 günden fazla kalmıyorsanız vizeye ihtiyacınız olmayacak.

Bali bizden 5 saat ileride. Yani Bali’deyken sabahları kalkıp iş yaptığımda genelde benden 04:00’te mail alıyordunuz. Tatilde niye çalışıyordun derseniz, no work all play yok benim düzenimde maalesef.

Bali Hinduism, Budism, Müslümanlık, Hristiyanlık inanışlarının hepsine sahip. Bu kadar tarih ve bu kadar fazla unsurun uyumluluğu sizi şaşırtıyor. Gittiğiniz her sokakta, dükkanda sunak görüyorsunuz çünkü herkes atalarının ruhlarını onurlandırıyor ve onlara dua ediyor.

Ada birbirinden ayrı telden çalan birçok bölgeden oluşuyor: en hareketlileri Seminyak ve Kuta, daha sakin bir tatil isteyenlere uygun Nusa Dua, Sanur ve Jimbaran, bir de nefes alırken bile ibadet ettiğiniz Uluwatu ve Ubud var.

Biz Nusa Dua bölgesinde Sofitel’de kaldık. Doğa o kadar harika ki, sadece olduğunuz yerde bile günlerinizi geçirebilirsiniz. Otelimizin harika kahvaltısı, tüm oteli çevreleyen havuzu ve huzurlu bir plajı vardı. İlk geldiğimde tam anlamıyla büyülendim, ancak tabii ki 12 günün sonunda her şey çok normal gelmeye başlamıştı.

Açıkçası tatilin uzun bir bölümünü otel ve çevresinde geçirdik. Telefonum uçak modundaydı, bolca kitap okudum, güneşlendim, pina colada içtim. Söylemeden geçemeyeceğim yediğiniz ve içtiğiniz her şeyin içinde mutlaka hindistan cevizi var. Direnmeyin, kabullenin.

Tüm gittiğimiz yerler arasında beni büyüleyen yer Ubud ve Uluwatu oldu tabii ki. Her yer tapınakla dolu, organik yiyeceklerle dolu cafeler, Monkey Forest, Sari Organic Path, pirinç tarlaları, Tegalalang seyir bahçesi… Kintamani yeme-içme konusunda zayıf ama harika manzaraya sahip – Agung ve Batur yanardağları!

Bali’ye gitmeyi düşünüyorsanız size hayatınızı kurtaracak bir öneri vereceğim… Motor kiralamakla uğraşmayın herkes motorlu ve inanılmaz trafik var ayaklarınız falan ezilir korkarım ben. Keşfettiğimiz Bali Cab ile günde $50’a özel şoförünüz oluyor. 10 saat boyunca nereye giderseniz sizi bekliyor ve evet yakıt da bu fiyata dahil! Web sitelerindeki rotalardan faydalanarak 3 gün Bali Cab ile tura çıktık. Bizi otelimizin kapısında karşıladılar ve kapımıza bıraktılar, hizmetlerinden de çok çok memnun kaldık.

Bali genel olarak bizden daha ucuz. Ulaşım, eğlence, yeme-içme, her şey. Yeme-içme konusunda kendi zevkinize göre mutlaka birçok alternatif bulacaksınız. Şaraplar çok pahalı ve Frontera gibi şarapların şişesi restoranlarda 200 TL civarında açılıyor. Kısacası şarap içmedim, belki 1 ya da 2 kez, o da boşluğuma geldi. 12 gün boyunca birçok yemek deneme şansım oldu tabii ki. Bunları bu yazıyı çok yüklememek adına başka bir yazıda anlatacağım. Yani şimdilik yediğim içtiğim bana kalsın, ben size mutlaka gitmeniz gereken yerlerden bahsedeyim…

Monkey Forest / Ubud
Ubud Maymun Ormanı, yüzlerce gri ve uzun kuyruklu maymunların yaşam alanı. Bu orman maymunlar için koruma alanı gibi, dışına da pek çıkmıyorlar. Ormanın içinde üç tapınak var, bu yüzden buranın kutsal olduğu ve maymunların tapınakların muhafızları olduğuna inanılıyor. Orman sakin ve çok huzurlu.

Tirta Empul / Ubud
Tirta Empul, arınma törenleri yapılan bir kutsal tapınak. Tapınağın içindeki kutsal kaynaktan 12 çeşme ile ana havuza su akıyor. Etrafta da iki küçük havuz var. İnsanlar ana havuzun içinde yıkanıp dua ediyor. Kutsal suyun iyileştirici özelliklere sahip olduğuna inanılıyor.

Sari Organik Path / Ubud
Ubud merkezinden çıkan küçük bir patikayı takip etmeye başlıyorsunuz, biraz ilerledikten sonra küçük sanat galerleri, cafeler, dükkanlar, masaj salonlarının olduğu bir yolda buluyorsunuz kendinizi. Bu yol arabaların giremeyeceği kadar küçük, ya yayalar var ya da motorlar. Her yer pirinç tarlasıyla dolu, bir de ördeklerini bir arada tutmaya çalışan çiftçilerle. Her anı nefes kesici. Kalabalık olmayan bir yol olduğu için de huzur içinde bir yürüyüş yaptık.

Tegalalang Rice Terrace / Ubud
Şimdiye kadar gördüğüm en etkileyici manzaralardan biri. Tam bir film sahnesi gibi. Tegalalang pirinç tarlaları göründüğünden daha da büyük. Müze gibi giriş parası almıyorlar ama yolunuzun üstünde birçok yerde “donation box”lara para koymanızı istiyorlar. Biz biraz ileri gidip yolumuzu kaybettik, sonra yerliler tarafından alternatif bir yola doğru yönlendirildik. Fazlasıyla çamurluydu. Açıkçası kimsenin olmadığı yerlerden yürümek ürkütücüydü ama sonunda kendimizi en iyi manzaraya sahip mola yerinde bulduk.

Kintamani – Batur ve Agung Yanardağı
Kintamani bölgesinde manzaradan başka bulabileceğiniz pek bir şey yok. Ancak manzara da eksikleri fazlasıyla kapatıyor. Manzaranın keyfini çıkarın!

Örneğin sörf sevdalılarının bayıldığı Kuta’da günbatımını seyredebilir, Seminyak’taki popüler restoranlara gidebilir ve kalabalığa karışabilirsiniz. Tanah Lot’a gidemedik, günbatımı en iyi buradan seyrediliyormuş ancak bulutlardan pek günbatımı göremediğimiz için bunu başka bir seyahate sakladık. Kecak dansı, Barong performansı da görebilirsiniz ancak bunlar çok turistik olduğu için bizim ilgimizi çekmedi. Aklımda en çok kalan yer Bali Zoo oldu. Fillerle tanışmayı da bucket list’ime ekliyorum.

SaveSave

SaveSaveSaveSaveSaveSave