Şimdiye kadar en sık ziyaret ettiğim yerlerden biri Philadelphia oldu sanırım. Yakında da taşınırsam şaşırmayın. Her gittiğimde farklı yerler keşfediyorum, bu yüzden Philadelphia blog yazılarımın 3.süyle sizinleyim.

Bu kez gittiğimde Superbowl zamanına denk geldim ve Philadelphia Eagles, Superbowl’u kazandı. Şehirde istisnasız herkes kutlamaya katıldı, bu sırada ben de merchandise aramaktan bir hal oldum. Alt tarafı bir Eagles beresi istiyordum, günlerce aradım bulamadım. Onun yerine t-shirtle idare ediyorum…

Ben seyahat ettiğimde her yere yürümeyi seviyorum, şehir ancak o şekilde aklımda kalıyor. Çok görsel bir hafızam var. İsterdim ki daha çok keşife çıkayım ama hava tabii ki buz gibiydi. Philadelphia kışın sizi çok mutlu edecek bir yer değil, mesela New York kadar soğuk da değil çünkü etrafındaki dağlardan dolayı korunaklı bir yerde kalıyor. Yine de İstanbul’dan çok daha sert olduğunu söylemeliyim.

Bu seyahat benim için daha çok yeme içmeden oluştu diyebilirim, eskisi kadar alışveriş yapma hevesim yok. Bolca market alışverişi yaptım, belki görmüşsünüzdür bir düzine de bagel getirdim gelirken. Eskiden olsa ikinci valizim yeni aldığım giysiler ve ayakkabılarla dolmuş olurdu çoktan.

Bu yüzden size daha çok yeme içme tecrübelerimden bahsedeceğim 🙂

YEME-İÇME KEŞİFLERİM:

Maggiano’s Little Italy

İtalyan mutfağının Amerikan yorumu, Amerika’nın birçok yerinde şubeleri var. Makarna, pizza ve diğer favori İtalyan lezzetlerini deneyebilirsiniz. Birçok yemeğin bir de “hafif” versiyonu var, yani 1700 kalori yerine 900 kalori almayı tercih ederseniz daha hafif versiyonu seçebilirsiniz. Tatlıların porsiyonlarından korktuğumuz için 3 kişi 5li mini tabağı tercih ettik. Tiramisu ve cheesecake çok başarılıydı.

 

Hai Street Kitchen Sushi Burrito

Hiç Sushi Burrito yediniz mi? Amerika’da meşhur olan bu lezzete dev bir sushi diyebilirsiniz. İçindeki eti pişmiş ya da pişmemiş tercih edebilirsiniz. Ben karides tempuralı yedim. İçine de acı ekleyince çok lezzetli oldu. Eğer duyar da bu da ne biçim şey derseniz, mutlaka deneyin benden söylemesi.

Tela’s Market & Kitchen

Burası bence 40 yaş üstü date etme yeri. Menü küçük, sağlıklı seçenek de var kızarmış tavuklu burger de var. Kinoalı, tavuklu vs bowl’lar açıkçası porsiyon olarak küçük. Ben hindi fümeli sandviç tercih ettim, ekmeğe tereyağ sürüp tost yapıyorlar, siz anlayın nasıl olduğunu…

 

Mission Taqueria

Amerika’yı kasıp kavuran fish tacos… İlk kez burada deneme şansım oldu. Karidesli yedim. Burası öğleden sonra açılıyor ve geceye kadar devam ediyor. İçeride sigara içilebilecek küçücük bir avlusu var. Tasarımını çok sevdim buranın, her yer beyaz ve sıcak bir ortam var. Sosyalleşmeye uygun. Bir de çok iyi bir kokteyl deneme şansım oldu: Coco Loco. İçinde Blanco, hindistancevizi ve ananas var. Üstüne de serptikleri tarçın çok farklı bir tat katmış. Kokteylcilere duyurulur.

 

Luke’s Lobster Rittenhouse

Her gün taze taze Lobster Roll hazırlıyorlar. Sıcak ekmeğin içine soğuk ıstakoz parçalarını koyuyorlar, üstüne de sıcak tereyağı gezdiriyorlar. Peki ben ne yedim? Lobster Mac & Cheese. Son günüm olduğu için jübile yapmak istemişim belli ki.

 

La Colombe Coffee Roasters

La Colombe Coffee Roasters’dan daha önce da bahsetmiştim. Philadelphia çıkışlı kahveci, son zamanlarda Amerika’nın birçok şehrinde şube açmış. Dünyaya yayılacaklar, şimdiden benden duymuş olun. Yazdığım kısa blog yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

OCF Coffee House

Fairmount’un popüler La Colombe kahve satan kahvecisi. Sabahın erken saatinden oturup çalışmışlığım var, 07:30’da açılıyor. Bademli kruvasanının da tadı damağımda kaldı.

Kahvaltılara gelirsem; iki kez şansımızı denememize rağmen gidemediğim bir yer oldu, Sam’s Morning Glory. Burayı bir sonraki ziyaretime saklıyorum. Daha önceden de gitmiş olduğum Sabrina’s Cafe yine çok iyiydi.

Cheesecake Factory‘nin de 3 öğün büyüklüğünde omletini tatma şansım oldu.

Karnınız acıktığında da herhangi bir Whole Foods’un yemek alanı sizi fazlaca mutlu edecektir. Bir de, Philly markası olan Federal Donuts‘ın kızarmış tavuklu burgerini ve donutlarını mutlaka deneyin.

Bütün seyahatim boyunca amma yedin sen de dediniz biliyorum. Amerika’da her seferinde başıma gelen ilginç bir şey var, oradan hep kilo verip dönüyorum. Bu durum biraz tuhaf ama öğünler çok büyük olduğu için arada bir şey yemiyorum ve doğru bir şey yapıyorum sanırım.

ALIŞVERİŞ NOTLARI:

Eskiden hepimiz Amerika’da yapacağımız alışverişi düşünerek heyecanlanırdık. Bu kez kitaptan başka bir şey almadım diyebilirim. Harika bir ikinci el kitap satan yer buldum, orada vakit geçirdim. Bir de Anthropologie’den evim için birkaç şey aldım, tek dayanamadığım marka Anthropologie sanırım. Fenty Beauty’i denemek için bir highlighter aldım çok başarılıydı, Urban Decay’den de bir mat ruj aldım çantamdan çıkarmıyorum.

Kitaplarla ilgili edindiğim bir tecrübe oldu: artık kitap için Barnes and Noble tercih etmiyorum, hem şubelerinde en yeni kitapları bulamıyorum hem de ne yazık ki Amazon’dan çok daha pahalı. Bu da kitapçıların acı sonu oldu sanırım. Ya ikinci el kitapçıları ziyaret edin ya da Amazon Prime ile kapınıza bir günde gelecek şekilde kitabınızı sipariş edin.

Önümüzdeki aylarda yine Philadelphia’yı ziyaret edeceğim. Museum of Arts, Rodin heykeli, Barnes Foundation abimlere çok yakın. “LOVE” Park hala bakımda. Müze gezilerini de daha iyi bir havaya  saklıyorum, yürüyerek ve keyif yaparak gitmek istiyorum.

Hava çok soğuk olduğu ve fazla vaktim olmadığı için bu kez New York’a gidemedim. Mega Bus isimli otobüs şirketi, gün içinde onlarca kez New York – Philadelphia seferi yapıyor. Yolculuk sadece 2 saat ve biletler 10 dolar. Günübirlik bile gitmeye değer.

Diğer blog yazılarımı okumadıysanız,

Philadelphia 1. bölümü buradan

Philadelphia 2. bölümü de buradan okuyabilirsiniz.

SaveSave